top of page

Analiz / Türkiye–Mısır: Krizden Realpoliti’ğe Uzanan Yeni Dönem

  • Yazarın fotoğrafı: Eren Gökdemir
    Eren Gökdemir
  • 6 Tem
  • 4 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 11 Tem

Recep Tayyip Erdoğan ve Abdülfettah es-Sisi el sıkışırken.
Türkiye Cumhurbaşkanı, Mısırlı mevkidaşıyla bir araya geldi

4 Şubat 2026’da Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah el-Sisi, Türk mevkidaşı Recep Tayyip Erdoğan’ı Kahire’de kabul etti. Bu zirve, uzun yıllar boyunca rekabet ve stratejik güvensizlikle şekillenen ikili ilişkilerde derin bir dönüşümü simgeledi. Görüşme, Ankara ile Kahire arasında yaklaşık on yıl süren dolaylı çatışma döneminden, açık biçimde benimsenmiş bir Realpolitik aşamasına geçildiğini gösterdi.


Bu ziyaret, diplomatik ilişkilerin tamamen yeniden tesis edilmesinden sonra Erdoğan’ın Kahire’ye yaptığı ikinci ziyaret oldu. İki lider, Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi’nin ikinci toplantısına eş başkanlık etti ve açık bir hedef ortaya koydu: ilişkileri yalnızca normalleşme düzeyinde bırakmamak, tam anlamıyla benimsenmiş stratejik bir ortaklığa dönüştürmek. Bu yeni dinamizmi sembolize etmek amacıyla Cumhurbaşkanı Erdoğan, Mısırlı mevkidaşına Türkiye’nin yerli elektrikli otomobili TOGG’u hediye etti. Bu diplomatik jest, Ankara’nın teknolojik ve endüstriyel hedeflerini ön plana çıkardı.


Zirve, özellikle askerî alanda belirleyici bir dönüm noktası oldu. İki hükümet, Mısır Savunma Bakanı General Abdülmecid Sakr ile Türk mevkidaşı Yaşar Güler tarafından imzalanan bir askerî işbirliği çerçeve anlaşmasına imza attı. Bu anlaşma, Ankara ile Kahire arasındaki güvenlik işbirliğinde dikkat çekici bir yükselişi tescilledi. Türk savunma sanayii, toplam değeri 350 milyon dolar olan bir ihracat sözleşmesi imzaladı. Bu paket kapsamında, 130 milyon dolar değerindeki kısa menzilli hava savunma sistemi “Tolga”nın satışı da yer aldı. Taraflar ayrıca Mısır’da 155 mm topçu mühimmatı üretim hatlarının kurulması için 220 milyon dolarlık bir yatırım planladı. Bu adım, Kahire’nin stratejik özerkliğini güçlendirirken, aynı zamanda iki ülke arasında kalıcı bir askerî-endüstriyel karşılıklı bağımlılık yarattı. Görüşmelerde ortak drone üretimi ve Mısır’ın Türkiye’nin gizli savaş uçağı projesi KAAN’a duyduğu ilgi de ele alındı. Bu durum, iki ülke arasında daha önce görülmemiş düzeyde bir stratejik entegrasyonun işareti olarak değerlendirildi.


Ekonomik alanda iki cumhurbaşkanı iddialı bir hedef belirledi: ticaret hacmini önümüzdeki yıllarda 9 milyar dolardan 15 milyar dolara çıkarmak. Mısır, Türkiye’nin Afrika’daki en büyük ticaret ortağı hâline geldi. Ziyaret, karşılıklı yatırımları hızlandırmak ve ticaretin akışını kolaylaştırmak amacıyla idari ve lojistik engellerin kaldırılmasını hedefledi. Turizm sektörü de dikkat çekici bir ilerleme kaydetti. 2025 yılında Mısır’a gelen Türk turist sayısında yüzde 43’lük bir artış yaşandı. Bu da normalleşmenin artık somut biçimde pekiştiğini gösteren önemli bir gösterge oldu.


Askerî ve ekonomik boyutların ötesinde, bu yakınlaşmanın asıl zeminini jeopolitik yakınsama oluşturdu. Filistin meselesinde Abdülfettah es-Sisi ve Recep Tayyip Erdoğan, Filistinlilerin zorla yerinden edilmesine karşı çıkarak ve İsrail’in Gazze Şeridi’nden tamamen çekilmesi çağrısında bulunarak ortak bir tutum sergiledi. İki başkent, ateşkesin güçlendirilmesi ve insani yardımların ulaştırılmasının kolaylaştırılması için çabalarını koordine etti. Mısır merkezi arabulucu rolünü sürdürürken, Türkiye uluslararası alandaki diplomatik ağırlığını devreye soktu. Artan gerilimler karşısında, özellikle İsrail, Etiyopya ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından desteklenen Somaliland’ın tanınmasına yönelik girişimlerle bağlantılı olarak, Ankara ve Kahire Somali’nin birliği ve toprak bütünlüğüne desteklerini yeniden teyit etti. Bu tutum, iki ülkenin Mogadişu’daki askerî varlıklarını güçlendirmesiyle somutlaştı. Türkiye’nin TCG Sancaktar çıkarma gemisini bölgeye göndermesi de bu çerçevede değerlendirildi. Sudan dosyasında ise iki ülke, ulusal kurumları destekledi ve insani ateşkesin ardından kapsayıcı bir siyasi sürecin başlatılması gerektiğini savundu. Uzun süre vekâlet savaşlarının sahası olan Libya konusunda ise artık egemenliğin korunması ve askerî kurumlar da dâhil olmak üzere devlet kurumlarının birleştirilmesi hedefi etrafında bir uzlaşı oluşmaya başladı. Taraflar, dış müdahalelerin reddedilmesi gerektiğini vurguladı.


Bununla birlikte, Şubat 2026 Kahire Zirvesi’ni anlamak için bu noktaya gelinen sürece geri dönmek gerekir. 2011’de Arap Baharı’nın başlamasından itibaren Türk-Mısır ilişkileri yakınlaşma, kopuş ve dolaylı çatışma aşamalarından geçti; nihayetinde pragmatik bir işbirliğine doğru evrildi. 2011’de Türkiye, bölgedeki halk ayaklanmalarını büyük bir stratejik fırsat olarak gördü ve siyasal İslam, seçim süreçleri ve piyasa ekonomisini bir araya getiren “Türk modeli” olarak adlandırılan yaklaşımı öne çıkardı. Recep Tayyip Erdoğan, Hüsnü Mübarek’in görevden ayrılması çağrısında bulundu ve Mısır halkının demokratik taleplerine destek veren bir aktör olarak konumlandı. Eylül 2011’de Kahire’ye yaptığı ziyaret sırasında halkın bir kesimi tarafından sıcak biçimde karşılandı. 2012’de Muhammed Mursi’nin seçilmesi bu dinamizmi daha da güçlendirdi. Türkiye, Mursi yönetimine önemli bir siyasi destek sağladı. Dönemin Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ise bu ilişkiyi bir “Demokrasi Ekseni” olarak tanımladı.


Kopuş, Temmuz 2013’te Muhammed Mursi’nin ordu tarafından görevden alınmasıyla yaşandı. Ankara bu gelişmeyi bir darbe olarak nitelendirdi ve seçilmiş bir cumhurbaşkanının görevden uzaklaştırılmasını sert biçimde eleştirdi. Kahire ise Türkiye’nin Müslüman Kardeşler’e verdiği desteği iç işlerine müdahale olarak algıladı. Diplomatik kriz, büyükelçilerin karşılıklı olarak sınır dışı edilmesine ve ilişkilerin uzun süreli biçimde bozulmasına yol açtı.


Rekabet daha sonra bölgesel sahalara taşındı. Libya’da Türkiye Trablus hükümetini desteklerken, Mısır Mareşal Hafter’i destekledi. Türkiye’nin 2019–2020 yıllarındaki müdahalesi, doğu Libya tarafından desteklenen güçlerin ilerleyişini durdurdu ve gerilimi daha da artırdı. Buna paralel olarak Doğu Akdeniz’deki enerji rekabeti de sertleşti. Mısır, Yunanistan, Kıbrıs ve İsrail ile birlikte Doğu Akdeniz Gaz Forumu’nun kuruluşunda yer aldı; Türkiye ise bu oluşumun dışında bırakıldı. Ankara buna “Mavi Vatan” doktrinini geliştirerek ve mevcut deniz yetki alanı sınırlandırmalarına itiraz ederek karşılık verdi.


2021’den itibaren pragmatik bir dönüşüm başladı. Türkiye, ekonomik ve jeopolitik zorluklar karşısında bölgesel normalleşme politikası izlemeye yöneldi. Mısır ise jeopolitik meydan okumalar karşısında ortaklıklarını çeşitlendirme arayışına girdi. Yakınlaşma, istihbarat servisleri ve teknik yetkililer arasında yürütülen sessiz diplomasiyle başladı.


Sembolik açıdan belirleyici an ise 2022 Katar Dünya Kupası sırasında yaşandı. Katar Emiri Temim bin Hamad es-Sani’nin arabuluculuğunda Abdülfettah el-Sisi ve Recep Tayyip Erdoğan, açılış töreni sırasında kamuoyu önünde tokalaştı. Bu jest, önemli bir psikolojik eşiğin aşılmasını sağladı ve normalleşme sürecini hızlandırdı. 2023 yılında diplomatik ilişkiler tamamen yeniden kuruldu. Erdoğan’ın Şubat 2024’te Kahire’ye yaptığı ziyaret bu süreci pekiştirdi ve 2026’da stratejik ortaklığın kurumsallaşmasına giden yolu açtı.


Sonuç olarak, 4 Şubat 2026’da Kahire’de gerçekleşen görüşme yalnızca “kayıp bir on yılın” sayfasını kapatmakla kalmadı; Doğu Akdeniz’de yeni bir güç mimarisinin temellerini attı. Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi aracılığıyla kalıcı bir kurumsal çerçevenin oluşturulması, bu ilişkinin uzun vadeye yayılmak istendiğini gösteriyor. Geçmişte gerilim kaynağı olan Libya, Sudan ve Afrika Boynuzu gibi dosyalar, giderek diyalog ve koordinasyon alanlarına dönüşüyor. Realpolitik mantığıyla şekillenen bu yeniden konumlanma, savunma anlaşmaları ve 15 milyar dolarlık iddialı ticaret hedefiyle birlikte, iki ülke arasında düşmanlığa geri dönüşü maliyetli ve rasyonel olmayan bir seçenek hâline getiren bir karşılıklı bağımlılık yaratıyor.


İkili boyutun ötesinde, bu yakınlaşma bölgesel dengelerde daha geniş bir yeniden yapılanmanın parçası olarak görülmelidir. İstikrarsızlık, ittifakların parçalanması ve krizlerin çoğalmasıyla şekillenen bir Orta Doğu’da, Türk-Mısır işbirliği giderek dengeleyici bir rol oynamaya yöneliyor. Ankara ve Kahire; Gazze, Kızıldeniz ve Kuzey Afrika güvenliği gibi dosyalarda pozisyonlarını koordine ederek bölgesel güvenlik mimarisi üzerinde daha fazla ağırlık kurmaya çalışıyor. Tüm görüş ayrılıklarını ortadan kaldırmasa da 2026 ortaklığı, iki tarafın anlaşmazlıkları çatışma yoluyla değil, siyasi mekanizmalar aracılığıyla yönetme iradesini yansıtıyor.


Bu yazı ilk olarak 17.02.2026 tarihinde Eurasiapeace'de Fransızca yayınlanmıştır. Aslında Türkçe'ye Eren Gökdemir tarafindan çevrilmiştir.


 
 
 

Yorumlar


ai-generated-IMAGE.jpg
Eren.png

Selamlar ! 

Yaptığım çalışmalarla ilgili fikirlerinizi ve düşüncelerinizi yorumlar bölümünde belirtebilirsiniz. Ya da benimle iletişim sayfası üzerinden temasa geçebilirsiniz. Ayrıca burada yayımlanan yazıların şahsi görüşlerimi yansıttığını; tamamen bağımsız olduğunu ve hiçbir kurum ya da kuruluşa bağlı olmadığımı ifade etmek isterim.

 

 Iyi okumalar efendim. 

Mavi tonlarda sanatsal bir dünya haritası illüstrasyonu.

Bültene Abone Ol

Çalışmalarımdan haberdar olmak için e-posta adresinizle takip edebilirsiniz.

bottom of page