top of page

Eurosatory 2026: Türkiye’nin Savunma Sanayisinde Yeni Aşama

  • Yazarın fotoğrafı: Eren Gökdemir
    Eren Gökdemir
  • 31 Tem
  • 5 dakikada okunur
Paris’te düzenlenen Eurosatory 2026’da MKE standı.
Paris’te düzenlenen Eurosatory 2026’da MKE standı.

Paris’te düzenlenen Eurosatory 2026, Türk savunma sanayisinin yalnızca büyüyen ihracat kapasitesini değil, Avrupa savunma pazarına nasıl yerleşmek istediğini de ortaya koydu. Türkiye artık Avrupa’ya sadece silah satmayı değil, Avrupa’da üretim yapmayı, ortaklıklar kurmayı ve kıtanın savunma tedarik zincirlerinin kalıcı bir parçası olmayı hedefliyor.


15–19 Haziran 2026 tarihlerinde Paris Nord Villepinte’te düzenlenen Eurosatory, kara ve hava-kara savunma sistemleri alanında dünyanın en önemli buluşmalarından biri oldu. Fuarın bu yılki gündemini insansız sistemler, elektronik harp, yapay zekâ, siber güvenlik, hava savunması ve Avrupa’nın yeniden silahlanma sürecinde ihtiyaç duyduğu üretim kapasitesi belirledi. Eurosatory yönetiminin de özellikle “çok alanlı üstünlük” ve “savaş ekonomisi koşullarında endüstriyel dayanıklılık” kavramlarını öne çıkarması, fuarın klasik bir ürün sergisinden daha geniş bir stratejik anlam taşıdığını gösterdi.


Türkiye ise fuarda 50’den fazla şirketle temsil edildi. ASELSAN, ROKETSAN, HAVELSAN, Makine ve Kimya Endüstrisi, FNSS ve Otokar gibi büyük üreticilerin yanında elektronik, haberleşme, mekanik parçalar, araç alt sistemleri ve ileri imalat alanlarında faaliyet gösteren daha küçük firmalar da yer aldı. Bu geniş katılım, Türk savunma sanayisinin birkaç büyük şirketten oluşan sınırlı bir yapıdan çıkarak çok oluşumlu bir üretim ekosistemine dönüştüğünü ortaya koydu.


Ancak Türkiye’nin Eurosatory 2026’daki konumu yalnızca katılan şirketlerin sayısıyla açıklayamayız. Asıl önemli mesele, Ankara’nın Avrupa savunma sanayi pazarına yönelik stratejisinde yaşanan dönüşümdür. Türk şirketleri artık yalnızca Türkiye’de üretilen sistemleri Avrupa ülkelerine ihraç etmeye çalışmıyor. Bunun yerine Avrupa’da şirket satın alma, ortak girişim kurma, yerel üretim gerçekleştirme ve teknoloji transferi sağlama yöntemlerine yöneliyor.


Türkiye artık yalnızca SİHA ülkesi değil

Dış basın Türk savunma sanayisinin uluslararası alandaki yükselişi uzun süre Bayraktar TB2 başta olmak üzere insansız hava araçları üzerinden değerlendirdi. Ancak Eurosatory 2026 ise Türkiye’nin ürün yelpazesinin çok daha genişlediğini gösterdi.


ASELSAN’ın fuardaki sunumunun merkezinde elektronik harp, radar ve karşı-İHA sistemleri bulunuyordu. Şirket, Türkiye’nin çok katmanlı hava savunma projesi Çelik Kubbe’nin karşı-drone bileşenlerinden biri olan DRONEDEF sistemini sergiledi. Bu sistem radar, elektro-optik algılama, elektronik karıştırma ve farklı önleme araçlarını bütünleşik bir yapı içerisinde kullanmayı hedefliyor.


Bu alanın önemi, günümüz dünyasında yaşanan gelişmelerle birlikte daha görünür hâle geldi. Düşük maliyetli insansız hava araçlarının pahalı füze sistemlerini ve geleneksel hava savunma ağlarını zorlaması, orduları daha ekonomik ve çok katmanlı karşı-İHA çözümleri geliştirmeye yöneltti. Bu noktada Türkiye’nin avantajı ise yalnızca İHA üretmesi değil aynı zamanda İHA’ları tespit edecek, elektronik olarak etkisiz hâle getirecek veya fiziksel olarak imha edecek sistemleri de geliştirmesidir.


ROKETSAN ise hassas güdümlü mühimmatlar, tanksavar füzeleri, hava savunma sistemleri ve İHA’lardan kullanılabilen füze ailesiyle öne çıktı. Şirketin Eurosatory’de sergilediği portföy arasında MAM serisi mühimmatlar, İHA-230, ÇAKIR seyir füzesi, KARAOK ve UMTAS tanksavar sistemleri ile SUNGUR ve HİSAR-O hava savunma çözümleri bulunuyordu. Bu çeşitlilik, Türkiye’nin yalnızca platform üreten değil, platformların üzerinde kullanılacak mühimmatı da sağlayabilen bir ülke konumuna geldiğini gösteriyor.


HAVELSAN’ın fuardaki varlığı ise Türk savunma sanayisinin daha az görünür fakat giderek daha kritik hâle gelen yönünü temsil ediyordu  yazılım, komuta-kontrol ve sistem entegrasyonu. Şirket, muharebe yönetimi, görev planlama, taktik veri bağları, yapay zekâ, simülasyon ve otonom sistemleri aynı operasyonel yapı içerisinde birleştiren çözümler sundu.


Dolayısıyla Eurosatory 2026’da ortaya çıkan tablo, Türkiye’nin yalnızca zırhlı araç, füze veya İHA satan bir ülke olmadığıdır. Ankara, sensörlerden mühimmata, elektronik harpten komuta-kontrole kadar muharebe sahasının farklı katmanlarını birbirine bağlayabilecek bütünleşmiş bir savunma ekosistemi sunmaya çalışmaktadır.

İhracattan Avrupa’da üretime

Fuarın Türkiye açısından en önemli gelişmelerinden biri, FNSS ile Çekya merkezli CSG Defence arasında Slovakya’da kurulması planlanan Danube Defence Systems ortaklığı oldu. Bu girişim, KARPAT orta sınıf tankı başta olmak üzere FNSS teknolojisine dayalı zırhlı araçların Avrupa’da üretilmesini ve Avrupa ordularına pazarlanmasını hedefliyor.


Bu anlaşma, bizim için sıradan bir ihracat sözleşmesinden daha fazla anlam taşıyor. Çünkü Türk şirketi ürünü Türkiye’de üretip Avrupa’ya satmak yerine Avrupa’da bir üretim yapısının içine giriyor. Böylece yerel istihdam yaratıyor, Avrupalı alt üreticiler ile çalışıyor, teknoloji transferi gerçekleştiriyor ve kendisini Avrupa savunma sanayisinin bir parçası olarak konumlandırıyor.


Otokar’ın Romanya’daki faaliyetleri de aynı dönüşümün daha ileri bir örneğini oluşturuyor. Şirket, Romanya Savunma Bakanlığı için 1.059 COBRA II zırhlı aracın tedarikini kapsayan yaklaşık 857 milyon avroluk bir sözleşme imzaladı. Araçların büyük bölümünün Romanya’da üretilmesi planlanırken Otokar, ülkedeki Automecanica şirketinin yüzde 96,77’sini yaklaşık 85 milyon avroya satın aldı. İlk Romanya üretimi COBRA II aracı Mayıs 2026’da tanıtıldı.


Bu model Türkiye’nin Avrupa stratejisinin temel yönünü gösteriyor. Avrupa’ya dışarıdan ürün satan bir tedarikçi olmak yerine, Avrupa içerisinde üretim yapan yerel bir aktöre dönüşmek.


Bunun ekonomik olduğu kadar siyasi bir anlamı da bulunuyor. Avrupa’da üretilen Türk tasarımı bir sistem, yalnızca “Türkiye’den ithal edilen silah” olarak değerlendirilmemeli. Üretimin yapıldığı ülkenin işçileri, şirketleri ve tedarik zincirleri projeden yararlandığı için ürünün siyasi kabulü de kolaylaşabilir.

Avrupa’nın ihtiyacı Türkiye’nin fırsatı

Avrupa ülkeleri savunma bütçelerini hızla artırıyor. Avrupa Birliği üyesi ülkelerin toplam savunma harcamalarının 2025’te 418 milyar avroya ulaştığı, 2026’da ise yaklaşık 454 milyar avroya yükselmesinin beklendiği belirtiliyor. AB’nin savunma ekipmanı tedarik harcamaları da 2025’te bir önceki yıla göre yüzde 26 artarak yaklaşık 115 milyar avroya çıktı.


Bununla birlikte daha fazla bütçe, otomatik olarak daha fazla askeri kapasite anlamına gelmiyor. Avrupa savunma sanayisinin üretim süreleri, mühimmat kapasitesi ve parçalanmış tedarik yapısı, artan bütçelerin kısa sürede sahaya yansımasını zorlaştırıyor.


Türkiye tam olarak bu noktada öne çıkıyor. Türk şirketleri rakiplerine kıyasla daha uygun maliyetli, daha hızlı teslim edilebilen ve müşterilerin taleplerine göre uyarlanabilen sistemler sunuyor. Türkiye’nin savunma ihracatı 2021’den itibaren yaklaşık üç kat artarak 2025’te 10 milyar dolar seviyesine ulaştı. Bu ihracatın yaklaşık 5,6 milyar dolarlık bölümünün Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri pazarlarına yönelmesi, Türkiye’nin artık sadece Orta Doğu, Afrika veya Türkistan (Orta Asya ) ülkelerine satış yapan bir üretici olmadığını gösteriyor. Türkiye’nin Asıl avantajı ise iyi teknoloji seviyesini daha uygun  fiyat, seri üretim kapasitesi, kısa teslimat süresi ve yerel üretim teklifleriyle birleştirebilmesidir.

NATO’nun içinde, Avrupa Birliği savunmasının dışında

Türkiye açısından temel çelişki burada ortaya çıkıyor. Türkiye NATO’nun en büyük askeri güçlerinden biri olmasına ve Avrupa güvenliği açısından önemli bir coğrafi konuma sahip bulunmasına rağmen Avrupa Birliği’nin savunma sanayisi programlarının dışında kalıyor.

AB tarafından oluşturulan Security Action for Europe, yani SAFE mekanizması, üye devletlerin ortak savunma tedariklerini desteklemek amacıyla 150 milyar avroya kadar düşük maliyetli ve uzun vadeli kredi sağlayacak. Ancak programın “Avrupa’dan satın alma” yaklaşımı, projelerin değerinin büyük bölümünün AB, Avrupa Ekonomik Alanı veya programa uygun ortak ülkelerdeki üreticilerden gelmesini şart koşuyor.


Temmuz 2026 itibarıyla Türkiye’nin AB ile SAFE’ye tam katılım sağlayacak bir güvenlik ve savunma ortaklığı bulunmuyor. Bu nedenle Türk şirketleri programın sunduğu finansmana ve ortak tedarik projelerine doğrudan ve tam kapsamlı biçimde erişemiyor. Türkiye’nin programa daha geniş şekilde dâhil edilmesi konusunda Yunanistan ve Güney Kıbrıs yönetiminin itirazlar da devam ediyor.


Böylece ortaya paradoksal bir durum çıkıyor. Avrupa ülkeleri Türk savunma ürünlerine ve Türkiye’nin üretim kapasitesine giderek daha fazla ihtiyaç duyarken Avrupa Birliği’nin kurumsal savunma mekanizmaları Türk şirketlerini sistemin merkezine kabul etmiyor. Lakin FNSS’nin Slovakya’da ortak girişim kurması ve Otokar’ın Romanya’da üretime geçmesi, İspanya’nın HÜRJET uçağı tedarik etme kararı, Baykar ile İtalyan Leonardo arasında kurulan ortak girişimi ve Baykar’ın Fransız Safran Electronics & Defense ile yaptığı anlaşma da bu engeli aşmaya yönelik pragmatik adımlar olarak görülüyor.  Yani Türk şirketleri AB programlarına Türkiye merkezli üretici olarak erişemediğinde, Avrupa’da şirketleşerek (Slovakya ve Romanya) ve yerel üretim yaparak Avrupa savunma ekosistemine dolaylı biçimde yerleşmeye çalışıyor.

Sonuç: Türkiye hangi konumda?

Eurosatory 2026, Türkiye’nin savunma sanayide üst liglerde olduğunu kanıtladı. Ayrıca Fuar Türkiye’nin geniş ürün yelpazesi, maliyet, seri üretim kapasitesi, kısa teslimat süreleri ve teknoloji transferine dayalı ortaklık gibi güçlü yönleri gösterdi.


Ancak burada temel bir çelişkide bulunuyor. Türkiye, NATO üzerinden Avrupa güvenliğinin merkezinde yer alırken Avrupa Birliği’nin savunma finansmanı ve ortak tedarik mekanizmaları bakımından sistemin içerisinde yer almıyor. Bu nedenle Türk şirketleri Avrupa pazarındaki konumlarını yalnızca ihracatla değil, Romanya ve Slovakya’daki yerel üretim, İtalya’daki ortak girişimler ve Fransa ile İspanya’daki teknolojik iş birlikleri üzerinden güçlendirmeye çalışıyor.


Önümüzdeki dönemde Türkiye’nin başarısını yalnızca sattığı füze, radar veya zırhlı araç sayısı belirlemeyecek. Asıl belirleyici olan, Türk şirketlerinin Avrupa’daki üretim zincirlerine ne ölçüde yerleşebildiği ve geçici ticari anlaşmaları kalıcı endüstriyel ortaklıklara dönüştürüp dönüştüremeyeceğidir.


Bu açıdan Türkiye, Avrupa savunmasının ne tamamen içinde ne de dışındadır, kurumsal olarak sistemin çevresinde, endüstriyel olarak ise giderek merkezine yaklaşan bir aktördür.



 
 
 

Yorumlar


ai-generated-IMAGE.jpg
Eren.png

Selamlar ! 

Yaptığım çalışmalarla ilgili fikirlerinizi ve düşüncelerinizi yorumlar bölümünde belirtebilirsiniz. Ya da benimle iletişim sayfası üzerinden temasa geçebilirsiniz. Ayrıca burada yayımlanan yazıların şahsi görüşlerimi yansıttığını; tamamen bağımsız olduğunu ve hiçbir kurum ya da kuruluşa bağlı olmadığımı ifade etmek isterim.

 

 Iyi okumalar efendim. 

Mavi tonlarda sanatsal bir dünya haritası illüstrasyonu.

Bültene Abone Ol

Çalışmalarımdan haberdar olmak için e-posta adresinizle takip edebilirsiniz.

bottom of page