Analiz / Fransa-Suriye İlişkilerinde Yeni Dönem: Tarihsel Hafıza, Yeniden İnşa ve Bölgesel Rekabet
- Eren Gökdemir

- 13 Tem
- 7 dakikada okunur

“Suriye halkının tam egemen, güvenli, çoğulcu ve birleşik bir Suriye’de yaşama arzusunu hiçbir şey bastıramayacaktır.” 7 Temmuz 2026’da Emmanuel Macron.
Fransa Cumhurbaşkanı’nın X üzerinden yaptığı bu açıklama, NATO zirvesinden hemen önce gerçekleşen 6-7 Temmuz Suriye ziyaretinin basit bir diplomatik temas olmadığını gösteriyordu.
Emmanuel Macron, Beşar Esad rejiminin 8 Aralık 2024’te devrilmesinden yaklaşık 1 yıl 7 ay sonra Şam’a giderek, yeni Suriye döneminde ülkeyi ziyaret eden ilk Avrupa Birliği üyesi devlet başkanı oldu. Aynı zamanda bu ziyaret, Fransa ile Suriye arasında 2012’den beri süren diplomatik kopuşun ardından, yaklaşık 14 yıl sonra ilişkilerin yeniden kurulması anlamına geliyordu.
Macron’un Şam’daki temasları da bu dönüşün çok boyutlu niteliğini açıkça ortaya koydu. Ahmed al-Charaa yönetimiyle yapılan görüşmelerde yalnızca diplomatik ilişkilerin yeniden kurulması değil Suriye’nin siyasi geçiş süreci, azınlıkların korunması, Suriye’nin ve komşu ülkelerin toprak bütünlüğü, yeniden inşa projeleri ve güvenlik işbirliği gibi başlıklar masaya yatırıldı. Ziyarete eşlik eden Fransız iş adamları heyeti ise bu temasların ekonomik önemini gösterdi.
Özellikle Macronun açıklamalarında azınlıkların haklarının korunması ve hıristiyan okulları üzerinde durması Fransa'nın Suriye manda hafızasının canlılığını gösterdi.
Peki Macron’un Şam ziyareti gerçekten yalnızca diplomatik bir normalleşme mi ? Yoksa Fransa, bir asır önce manda gücü olarak şekillendirdiği Suriye sahasına, bu kez yeniden inşa, enerji, güvenlik ve azınlıklar gibi alanlari kullanarak bölgedeki nüfusunu artırmaya mı çalışıyor?
Fransa-Suriye İlişkilerinin Tarihsel Hafızası
Birinci Dünya Savaşı sonunda Osmanlı İmparatorluğu’nun bölgeden çekilmesiyle Suriye ve Levant coğrafyası yeni bir güç paylaşımının merkezine dönüştü. 24 nisan 1920’de San Remo konferansında yapılan sykes-picot antlaşması ile Suriye topraklarının yönetimini Fransızlara devredildi.
Nüfusun ezici bir çoğunluk Sunni/Arab olan Suriye'de yükselen Arap Milliyetçiliğini durdurmak için Fransız mandater yönetimi Suriye'yi bölme yoluna girişti. Sonuç olarak Fransız manda yönetimi toplumu bölgesel ve mezhepsel hatlar üzerinden yeniden düzenledi. Şam, Halep, Alevi Devleti, Cebel Dürzi, Büyük Lübnan ve İskenderun Sancağı gibi farklı idari yapılar oluşturuldu. Bu bölünmüş yapı, merkezi ve üniter bir Suriye yerine daha kolay yönetilebilir bir siyasi alan yaratmayı amaçlıyordu. Le Monde, Fransız manda döneminin Suriye’deki çoğulculuk ve merkezî devlet tartışmaları üzerinde kalıcı bir tarihsel iz bıraktığını vurgulamaktadır.
Bu nedenle Macron’un 2026’daki Şam ziyareti sadece güncel diplomasiyle açıklanamaz. Fransa, bir asır önce manda gücü olarak şekillendirdiği coğrafyaya bu kez yeniden inşa, yatırım, güvenlik ve diplomasi söylemiyle dönmektedir.
Esad Sonrası Suriye
Beşar Esad rejiminin 8 Aralık 2024’te devrilmesi, Suriye için yalnızca bir iktidar değişimi değil, aynı zamanda yıllardır süren ambargolardan çıkış sürecinin başlangıcı oldu. Ahmed el-Şara’nın geçiş yönetiminin başına gelmesinden sonra Şam, hem içeride devlet otoritesini yeniden kurmaya hem de dış dünyayla ilişkilerini normalleştirmeye çalıştı. Bu süreçte Avrupa Birliği, 2025’te Suriye’ye yönelik ekonomik yaptırımların büyük kısmını kaldırdı. Daha sonra Ahmed al-Charaa, 7 Mayıs 2025’te Paris’te Emmanuel Macron tarafından kabul edildi ve Élysée bu görüşmede Fransa’nın “özgür, istikrarlı, çoğulcu ve egemen” bir Suriye’ye destek verdiğini açıkladı.
Bu normalleşme yalnızca Avrupa ile sınırlı kalmadı. ABD’nin sektörel yaptırımlarının büyük bölümü Donald Trump’ın 30 Haziran 2025 tarihli kararnamesiyle kaldırıldı. Suriye ise 10 Kasım 2025’te Daech’e karşı Uluslararası Koalisyon’un siyasi platformlarına katılarak Batı güvenlik mimarisiyle yeniden bağ kurdu. 9 Ocak 2026’da Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in Şam’a giderek 2026-2027 dönemi için yaklaşık 620 milyon avroluk destek açıklaması da Suriye’nin uluslararası sisteme dönüşünü hızlandırdı. Ayrıca Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde ki Türkiye Suriye'nin uluslararası sisteme dahil edilmesi sürecinde önemli rol oynadı.
6-7 temmuz tarihinde Macron'un bu ziyareti sonucunda yapılan anlaşmalar bu şekilde değerlendirilmeli. Yani bütün bu gelişmeler, post-Esad Suriye'nin yalnızca içeride yeniden devletleşmeye çalışan bir ülke olmadığını, aynı zamanda dış dünyaya yeniden açılmaya çalışan bir aktör hâline geldiğini göstermektedir.
Ekonomik Boyut
Ziyaretin en somut boyutu ekonomidir. Suriye, on dört yıllık savaşın ardından devasa bir yeniden inşa ihtiyacıyla karşı karşıya. Dünya Bankası’nın Suriye’nin yeniden inşa maliyetini 185 milyar avro olduğunu aktarmaktadır. Bu nedenle Suriye’nin yeniden inşası yalnızca insani bir mesele değil, aynı zamanda büyük bir ekonomik rekabet alanıdır. Limanlar, havaalanları, enerji hatları, elektrik şebekeleri, su altyapısı, bankacılık sistemi ve ulaştırma koridorları, yeni Suriye’de hangi aktörlerin etkili olacağını belirleyecek stratejik başlıklardır.
Bu doğrultuda TotalEnergies CEO’su Patrick Pouyanné, Suriye’nin Kerkük-Baniyas boru hatti uzeriden Irak’tan Akdeniz’e gelen petrol için “önemli bir transit ülke” olabileceğini ve Hürmüz Boğazına alternatif güzergâhlar sunulabileceğini belirtti. Bu açıklama, Fransa’nın Suriye’yi yalnızca yeniden inşa pazarı olarak değil, aynı zamanda enerji ve lojistik koridoru olarak da gördüğünü göstermektedir.
Ziyaretin lojistik boyutuna gelince Fransız denizcilik ve lojistik devi CMA CGM, Suriye ile Şam Uluslararası Havalimanı’ndaki hava kargo faaliyetleri ve iki kuru liman projesini kapsayan bir ortaklık anlaşması imzaladı. Şirketin Suriye’deki varlığı yeni değildir. CMA CGM’nin 1 Mayıs 2025’te Lazkiye Limanının yönetimi ve genişletilmesi için 30 yıllık, 230 milyon avroluk bir anlaşma imzaladı. Rodolphe Saadé’nin ailesinin Suriye kökenli olması da CMA CGM’nin Suriye dosyasındaki sembolik ağırlığını artırmaktadır. Aynı süreçte Fransa ve Suriye, Rifaat Esad’a ait olduğu belirtilen ve Fransa’da el konulan yaklaşık 51 milyon avronun Suriye’ye iadesi için de adım attı.
Ekonomik açılım yalnızca limanlar ve enerjiyle sınırlı değildi. Suriye Telekomünikasyon Bakanı Abdulsalam Haykal, Fransa ile Suriye arasında uzun vadeli ortaklıkları ilk kez keşfetme fırsatı doğduğunu belirterek, ülkesini Orta Doğu’da teknolojik bir “kavşak” hâline getirmek istediğini söyledi. Bu hedefin özellikle yapay zekâ ve dijital altyapı alanlarında Fransa ile işbirliği arayışına işaret ettiği görülmektedir.
Dolayısıyla Macron’un Şam ziyareti, klasik yeniden inşa projelerinin ötesinde enerji, lojistik, limanlar, hava kargo, dijital altyapı ve teknoloji gibi alanlarda etkili olarak Fransa’nın post-Esad Suriyesi'nde söz sahibi olmayi amaçlamakta.
Güvenlik, Siyasi ve Kültür
Macron’un ziyareti sırasında Şam’da meydana gelen patlamalar, Suriye’de güvenlik ortamının hâlâ kırılgan olduğunu gösterdi. İki patlama Four Seasons Oteli yakınlarında meydana geldi, en az 18 kişi yaralandı; Macron ise saldırılardan etkilenmedi ve Ahmed al-Charaa ile görüşmelerini sürdürdü.
Güvenlik başlığı Fransa için merkezi önemdedir. Paris açısından Suriye’deki istikrarsızlık, yalnızca bölgesel bir kriz değildir; Daech tehdidi, göç, radikalleşme, Lübnan ve İsrail’in işgal ettigi topraklar doğrudan Avrupa güvenliğini de ilgilendirmektedir.
Siyasi düzeyde Macron’un temel mesajı “egemen, güvenli, çoğulcu ve birleşik Suriye” idi. AP, Macron’un X üzerinden yaptığı açıklamada Suriye halkının bu yöndeki arzusunun bastırılamayacağını söylediğini aktardı. Aynı habere göre Macron ve Ahmed el-Şara, on yılı aşan kopuşun ardından büyükelçilerin yeniden atanması konusunda da anlaştı.
Kültürel boyut da ziyaretin önemli parçalarından. Macron, Suriye’ye 23 tarihi eserin iadesi sürecini duyurdu. Ayrıca ziyaret yalnızca arkeolojik eserlerin iadesiyle sınırlı kalmadı. Şam’daki Fransız Yakın Doğu Enstitüsü’nün yeniden açılması ve Hıristiyan okullarının yeniden faaliyete geçmesini destekleme sözü verdi.
Neden Şimdi ?
Macron’un Şam ziyareti yalnızca Fransa-Suriye ilişkileri açısından değerlendirilmemelidir. Şam temaslarının hemen ardından Ankara’daki NATO zirvesine geçecek olması, bu ziyareti aynı zamanda transatlantik güvenlik dengeleri ve bölgesel diplomasi seklinde degerlendirilebilir. Macron bu hamleyle, NATO zirvesi öncesinde Fransa’nın Suriye dosyasında ABD’den ve sahada belirleyici aktörlerden bağımsız Gaullist çizgi izlemek istediği mesajını verdi. Aynı zamanda Paris, Avrupa adına Suriye dosyasında öncü rol üstlenmek ve yeni Suriye denkleminde geri planda kalmamak istediğini gösterdi.
Çünkü Suriye sahası artık yalnızca Şam’ın iç meselesi değildir; Türkiye, Katar, Suudi Arabistan, ABD, Rusya, Çin ve İsrail gibi aktörlerin pozisyon aldığı yeni bir bölgesel rekabet alanıdır. Türkiye açısından Suriye’nin üniter yapisi, PKK/YPG meselesi, mültecilerin dönüşü ve yeni Şam yönetimiyle kurulacak ilişkiler nedeniyle hayati önemdedir. Bu nedenle Fransa’nın Suriye Demokratik Güçleri ve diğer azınlıklar ile ilgili pozisyonu Ankara tarafından dikkatle izlenecektir.
Katar ve Suudi Arabistan açısından Suriye, yeniden inşa yatırımları ve bölgesel nüfuz için önemli bir alan hâline gelmiştir. Yeni Suriye yönetiminin özellikle Körfez sermayesini çekmeye çalıştığını ve Körfez ülkelerinin Suriye’de yatırım açıklamaları yaptığını belirtmektedir. İsrail açısından Suriye; Golan Tepeleri, İran destekli milisler, Hizbullah ve Suriye’nin güneyindeki güvenlik dengesiyle bağlantılıdır. Rusya için Suriye, Esad döneminden kalan eski bir nüfuz alanıdır. Çin ise doğrudan askeri müdahaleden çok altyapı, yatırım ve uzun vadeli ekonomik erişim açısından Suriye’yi takip etmektedir.
Yani Türkiye sahada güçlü, Körfez sermayesi aktif, ABD yaptırımların gevşetilmesi sürecinde etkili, Rusya eski nüfuzunu korumaya çalışıyor, Çin ise uzun vadeli ekonomik fırsatları izliyor. Fransa ise bu yeni denklemde masanın dışında kalmak istemiyor.
Dolayısıyla Macron’un Şam ziyareti, yalnızca yeni Suriye yönetimine destek değil aynı zamanda Washington’a, Ankara’ya ve bölgede etkili olan diğer aktörlere verilmiş stratejik bir sinyal olarak okunmalıdır.
Sonuç / Değerlendirmelerim
Macron’un Şam ziyareti, Fransa’nın Suriye sahasına geç fakat iddialı bir dönüş yaptığını göstermektedir. Paris, Esad sonrası yeni Suriye denklemine ilk anda sahadaki aktörler kadar hızlı girmemiş olabilir ancak bu ziyaretle birlikte diplomasi, ekonomi, kültür, enerji, lojistik ve güvenlik başlıklarını aynı anda kullanarak güçlü bir pozisyon alma girişiminde bulunmuştur.
Fransa’nın “çoğulcu Suriye” vurgusu bu açıdan dikkat çekicidir. İlk bakışta bu söylem, azınlıkların korunması ve kapsayıcı bir geçiş süreci açısından olumlu görünse de, tarihsel hafıza içinde okunduğunda Fransız manda döneminden gelen bölgesel ve toplumsal mühendislik anlayışının 21. yüzyıldaki yeni bir yansıması olarak da değerlendirilebilir. Paris’in Fransız kültür kurumları, Hristiyan okulları ve Doğu Hıristiyanlarının korunması gibi başlıkları yeniden gündeme taşıması da Fransa’nın Suriye’de yalnızca diplomatik değil, kültürel ve tarihsel bir nüfuz alanı kurmak istediğini göstermektedir.
Ekonomik açıdan ise ziyaretin temel mesajı çok daha nettir Fransa, Suriye’nin yeniden inşasında sıradan bir aktör olmak istememektedir. Lazkiye Limanı’na yönelik CMA CGM yatırımları, Marsilya ile Suriye kıyıları arasındaki coğrafi yakınlık, Kerkük-Baniyas boru hattı ihtimali ve Suriye’nin Irak petrolünü Akdeniz’e taşıyabilecek bir enerji geçiş ülkesi olarak görülmesi, Paris’in Suriye’yi gelecekte bir enerji ve lojistik merkezine dönüştürme arzusunu ortaya koymaktadır. Bu yönüyle Fransa’nın Suriye politikası, yalnızca Şam’la ilişkileri canlandırma girişimi değildir; aynı zamanda Avrupa için Türkiye’ye alternatif olabilecek enerji ve lojistik güzergâhları üretme arayışının da parçası olarak okunabilir.
Bu nokta Türkiye açısından özellikle önemlidir. Ankara uzun süredir kendisini enerji koridorları, lojistik hatlar ve bölgesel bağlantı yolları açısından vazgeçilmez bir merkez olarak konumlandırmaya çalışmaktadır. Fransa’nın Suriye üzerinden Akdeniz’e açılan yeni enerji ve lojistik hatları düşünmesi, dolaylı olarak Türkiye’nin bu merkezî konumuna alternatif üretme ihtimalini gündeme getirmektedir. Aynı şekilde Ankara, Suriye’nin üniter yapısının korunmasını vurgularken, Fransa’nın çoğulcu ve azınlık temelli bir siyasi düzeni öne çıkarması, iki ülkenin Suriye’nin geleceğine dair farklı önceliklere sahip olduğunu göstermektedir. Aynı zamanda Fransa’nın Adalar Denizin’de ve Doğu Akdeniz’de Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Avrupa Birliği üzerinden geliştirdiği ortak pozisyon da bu bağlamda dikkate alınmalıdır. Çünkü Suriye üzerinden şekillenen enerji ve lojistik hesapları, yalnızca Şam’la sınırlı değil Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki jeopolitik konumunu da doğrudan ilgilendiren daha geniş bir bölgesel rekabetin parçasıdır.
ABD ile Fransa arasındaki yaklaşım farkı da bu ziyaretin bir başka önemli boyutudur. Washington, yeni Suriye yönetiminin Lübnan’da Hizbullah’a karşı daha aktif bir rol üstlenmesini isterken, Macron görüşmelerinde Lübnan’ın egemenliğine saygı gösterilmesi gerektiğini vurguladı. Bu farklılık, Fransa’nın Suriye ve Lübnan dosyalarını hâlâ tarihsel Levant politikası üzerinden okuduğunu göstermektedir. Başka bir ifadeyle, Fransız manda mirası bugün doğrudan aynı biçimde geri dönmese de, 21. yüzyılın yeni jeopolitik dengeleri içinde farklı araçlarla yeniden hayat bulmaktadır.
Sonuç olarak Macron’un Şam ziyareti, Fransa’nın Suriye’nin içinde bulunduğu güvenlik, altyapı, enerji ve yeniden inşa ihtiyacını kendi Orta Doğu politikasında avantaja çevirme girişimi olarak okunmalıdır. Paris, Suriye’ye insani yardım veya diplomatik destek sunmanın ötesinde, bu ülkenin yeniden yapılanma sürecinde stratejik bir konum elde etmek istemektedir.
Fakat unutulmamalıdır ki bugünün dünyası artık tek kutuplu ya da eski manda döneminin şartlarına sahip bir dünya değildir. Çok kutuplu uluslararası düzende bölgesel güçlerin önemi artmış durumdadır. Suriye’nin seçenekleri Fransa ile sınırlı değildir. Türkiye, Katar, Suudi Arabistan, ABD, Çin ve diğer aktörler de yeni Suriye denkleminde yer almak istemektedir. Bu durum, Şam yönetimine yalnızca dış baskılarla karşı karşıya kalma değil, aynı zamanda aktörler arasında pazarlık yapma ve alternatifler üretme imkânı da vermektedir.
Bu nedenle Macron’un ziyareti, Fransa’nın Suriye’ye dönüşünü gösterdiği kadar, Suriye’nin de artık tek bir dış aktöre mahkûm olmadığını göstermektedir. Yeni Suriye, doğru dengeyi kurabildiği takdirde, dış güçlerin rekabet alanı olmaktan çıkıp bu rekabeti kendi yeniden inşası ve devletleşme süreci için avantaja çevirebilir. Asıl mesele de burada yatmaktadır Fransa Şam’a geri dönmüştür; fakat bu kez Suriye’nin karşısında tek bir manda gücü değil, çok kutuplu dünyanın birden fazla seçeneği vardır.





Yorumlar